Daha Hızlı İngilizce Öğrenmek İçin 7 Bilimsel İpucu

//Daha Hızlı İngilizce Öğrenmek İçin 7 Bilimsel İpucu
  1. Bol bol İngilizce dinleyin

Bilim diyor ki:

Dili araştıran bilim insanlarının dil öğrenmenin yollarından birine yönelik kullandıkları özel bir terim var: bilinçsiz veya örtülü dil öğrenme. Öğrenmek için çaba bile sarf etmediğimiz zaman gerçekleşen öğrenme bu tarz öğrenmedir.

Bir masada oturup, kuralları tekrar tekrar çalışarak gerçekleşmemektedir. Bunun yerine bol bol İngilizce dinlerken buna dikkatimizi pek vermediğimizde gerçekleşir. Dikkatli dinleyip, not almıyor ya da konuşmuyor olsanız da, İngilizce ses arka plandayken beyniniz otomatik olarak sesleri, aksanları, kelimeleri ve dilbilgisini özümser.

İnanılmaz olan ise, kelimelerin anlamını anlamasak da dinlediğimiz şeyi öğreniyor olmamızdır. Yapılan pek çok çalışma göstermektedir ki, bu şekilde dinleyerek insanlar herhangi bir dili öğrenebilir—hatta sadece insanları konuşurken dinleyerek uydurma dilleri bile öğrenebiliriz (bilim adamlarının araştırma için uydurdukları diller).

Çünkü dili dinlerken kalıpları duyarız. Öğrenmenin daha doğal bir yoludur — çocuklar bunu sürekli yapar. Bir düşünün! Bebekler çok çok küçükken konuşamazlar. Sadece dinlerler. Ne söylendiğini tam olarak anlayıp, dili kendi başlarına kullanmaya başlamadan önce, çok uzun zamanı dinleyerek geçirirler.

Yapabileceğiniz şey:

Dinleyebildiğiniz kadar çok İngilizce dinlemektir. Sürekli dinleyin! Bulabildiğiniz her fırsatta odanızda, iş yerinizde ya da kulaklığınızda mutlaka İngilizce bir şeyler çalın.

Televizyonu İngilizce izleyin, İngilizce müzik ve sesli kitap dinleyin. Ana dili İngilizce olan kişilerin birbirleri ile konuşmalarını duyabileceğiniz yerlere gidin. Mümkün olduğu kadar çok İngilizce konuşma dinleyin. Yakından dinlenmeniz gerekmiyor— dinlerken etrafta dolaşabilir, manzaranın keyfini çıkarabilir, bulaşık yıkayabilir, kitap okuyabilir, spor salonunda spor ya da evde ev ödevinizi yapabilir, bir yazı yazıyor ya da günlük işinizi yapıyor olabilirsiniz.

İngilizce sesler kulağınıza ve beyninize girdiği müddetçe ne yaptığınızın önemi yok, İngilizceyi sandığınızdan daha fazla öğreneceksiniz!

  1. Benzerlikleri öğrenin

Bilim diyor ki:

Yeni bir dil öğrenmenin en zor yanlarından biri yeni sesler öğrenmektir. İngilizcede ana dilinizde kullanılan seslerden bazıları mevcut olabilir!

Size iyi bir haberimiz var—bu araştırmaya göre, hepimiz anlamlı sesler ile anlamsız sesleri birbirinden ayırt edebilme anlayışına sahip olarak doğuyoruz. Diller farklı olsa da, hepsinin benzer yanları var.

Mesela, bazı İngilizce kelimeler “BL” (“blink” gibi) harfleri ile başlasa da, muhtemelen “LB” harfleri ie başlayan hiçbir kelime duymamışsınızdır. Bu sesi çıkarmaya çalışın. Ne tuhaf! Bazı sesler hiçbir anlam ifade etmiyor, hatta tek kelime bilmeyen bebekler için bile.

Yapabileceğiniz şey:

İngilizce öğrenirken bu gerçeği unutmayın.

Size imkansızmış gibi gelen bir kelime ya da ses duyarsanız, bir ihtimal imkansızdır! İngilizcede bazı seslerin mümkün olmadığını bilirseniz, harflerin nasıl söyleneceğini daha kolay öğrenebilirsiniz.

Örneğin, “ghost” (hayalet) kelimesini  yazmaya çalışıyorsanız ve h’nin g’den önce mi sonra mı geldiğinden emin değilseniz yüksek sesli söylemeyi deneyin.

“Hgost” sesini söylemeyi deneyin; “HG”yi söylemek imkansız görünüyor değil mi? Fakat “GH” sesi kulağa mümkün geliyor. Onu kullanın!

  1. Yeni sesleri ayrı öğrenin

Bilim diyor ki:

İngilizce öğrenmek beyninizin çalışma şeklini değiştiriyor. Şaşırtıcı bir şekilde yeni bir dil öğrenmek gerçekten de beyninizin büyümesini sağlıyor! Bir araştırma dil öğrenirken beynimizin bazı bölümlerinin büyüdüğünü keşfetmiştir. Beyniniz büyüdükçe, sizin için yeni dili öğrenmek kolaylaşacaktır.

Bu çalışmanın daha da ilginç olan yanı ise, beynimizin farklı seslere farklı tepkiler verdiğini göstermesidir.

Mesela, dil öğrenenler için L ve R harflerini duymak zor olabilir, özellikle ana dillerinde her iki ses için tek bir harf var ise (Japonca gibi). Araştırma göstermiştir ki İngilizce konuşanlar L ve R harflerini duyduklarında, beyinlerinin iki farklı kısmı tepki vermektedir. Japonlarda ise sadece bir bölge tepki vermektedir.

Yapabileceğiniz şey:

Anadili İngilizce olan kişiler gibi konuşup anlamak için önce İngilizce sesleri öğrenin. Bu, farklı İngilizce sesleri ve bunların nasıl telaffuz edileceği hakkında pek çok bilgiyi içeren harika bir yazı.

Anlaması ve telaffuzu size en zor gelen sesleri bulup, onların üstünde daha fazla çalışın.

Bazı deneylere göre yavaşlatılmış sesleri dinlemek, bu sesleri bir saat gibi kısa bir sürede öğrenmenize olanak sağlamaktadır. İşte bu gerçekten hızlı!

Sesleri yavaşlatmak için özel bir yazılıma ihtiyacınız yok—YouTube bunun sizin için yapabilir! Yardıma ihtiyacınız olan sesi (ya da sesler) kullanan ana dili İngilizce olan kişilerin  videolarını bulun. İşte R ve L harflerinin kullanıldığı farklı kelimeleri içeren harika bir örnek.

Hızını değiştirmek için, video oynatıcısının sağ alt kısmında bulunan ayarlar işaretine (küçük bir dişliye ya da çarka benzeyen) tıklayın. Ardından “hız”a tıklayın ve 1’den az olan bir hız seçin.

10 dakika 0.25 hızla, daha sonra bir 10 dakika daha 0.5 hızla dinlemeye çalışın. Ardından videoyu normal hızda çalıştırın. Bunu farklı sesler ile birkaç kez uygulayın ve zor sesler arasındaki farkı git gide daha kolay duymaya başladığınızı fark edeceksiniz — işte bu beyniniz büyüyor demek!

  1. Kelimelerin ilişkilerini kullanın

Bilim diyor ki:

Kelime ilişkilerini kullandığınızda, kelimeleri başka kelimeler, sesler, hareketler, fikirler ve resimlerle birbirine bağlamış oluyorsunuz. “Woof” sesini duyduğunuzda, onu bir köpekle ilişkilendiriyor — bağlıyorsunuz. Bir güneş resmi görünce, hemen “güneş”, “ılık” ve “sıcak” kelimelerini düşünürsünüz. Bunu düşünmek için zaman harcamanıza gerek yok çünkü bu sözler otomatik olarak aklınıza gelir.

İlişkiler aracılığıyla kelimeleri öğrenmek sadece eğlenceli değil, aynı zamanda İngilizce öğrenme hızınızı arttırmak için oldukça faydalı bir yoldur. Bilim adamları bu çalışmayı işaret diline bakmak için kullanmıştır. Bu, sağırların iletişim kurmak için kelimeleri ses yerine ellerini ve parmaklarını kullanarak oluşturdukları bir dildir.

Yapılan bir deney, temsil ettikleri kelimeye benzeyen işaretleri hatırlamanın çok daha kolay olduğunu göstermiştir. Bunun anlamı şudur: Yemek yiyen bir insana benzediği için “yemek” kelimesini işaret dilinde hatırlamak daha kolaydır. El hareketi ile düşünce arasında güçlü bağ olmayan durumlarda kelimeleri hatırlamak daha zordur.

Yapabileceğiniz şey:

Yeni kelimeler öğrenirken, onları gruplar halinde öğrenmeye çalışın. Bir kelimeyi bir görüntü, bir hareket ya da başka bir kelime ile birleştirin. Aklınızda bu güçlü bağı kurduğunuzda hatırlamanız daha kolay olacaktır.

Öğrenmekte olduğunuz kelimelerin anlamlarını göstermek için ellerinizi ve bedeninizi kullanmayı deneyin, en azından kendi kendinize hatırlayana kadar. Ayrıca açıklamaları yazmak yerine bazı resimler çizmeyi de deneyebilirsiniz.

Eğlenceli bir etkinlik için, kelimeleri hangi anlama geliyorsa ona çevirmeyi deneyin. Google Görseller aramasını kullanarak bazı fikirler edinebilirsiniz. Bunu yapmak yalnızca anlamı hatırlamanıza değil, aynı zamanda yazımınızı da hatırlamanıza yardımcı olacaktır!

  1. Kurallar yerine kalıpları hatırlayın

Bilime göre: Kalıpları ne denli iyi hatırlayıp, tekrarladığınız yeni bir dili ne kadar kolay öğrenebileceğinize dair büyük anlam ifade eder.

Örneğin, düzenli geçmiş zamana bakalım. Kural der ki “düzenli fiili kendi geçmiş zaman biçimine çevirmek için, fiilin sonuna -ED ekleyin.” Bunu sadece cümleyi okuyarak hatırlayabiliyorsanız, harika! Yine de çoğumuz için kullanılırken görmedikçe kuralı anlamak zor.

Bunun yerine kuralı bir kalıp olarak öğrenmek için, sadece bir grup normal fiile ve geçmiş zaman versiyonlarına bakmanız yeterli:

  • Rain — Rained
  • Want — Wanted
  • Learn — Learned

Kalıbı görüyor musunuz? Hadi bir adım daha atalım. Sıradaki grup ile önceki grup arasında fark var.

  • Plan — Planned
  • Rot — Rotted
  • Stop — Stopped

Farkı ayırt edebildiniz mi? Kalıp nedir? Bu son üç fiilin takip ettiği kurala göre “bir fiil Ünsüz – Ünlü – Ünsüz ile bittiğinde son harf iki kez yazılır ve sonra -ED eklenir.”

Yani bir dahaki sefere kuralları ezberlemekte zorlandığınızda kalıplara bakın.

  1. Kelimeler yerine dizilimleri öğrenin.

Bilim diyor ki:

Bazı kelimelerin tek başlarına bir anlamı, başka kelimelerle bir araya getirildiklerinde ise tamamen farklı bir anlamı vardır. İngilizce bir cümleyi dinlerken veya okurken, bu grupları ararız.

“I ran around” cümlesinde amaçsızca koştuğunuzu söylüyorsunuz. Fakat iki kelime daha ekleyip “I ran around the park” haline çevirirseniz tamamıyla farklı bir anlam elde edersiniz. Dinledikçe cümle ve içindeki kelimeler hakkında daha fazla bilgi edinirsiniz.

Bu size çok şaşırtıcı gelmeyebilir, fakat yakın zamana kadar dil uzmanları (dil konusunu araştıran kişiler) bütün cümleyi dinleyip, sonra parçalara ayırdığımızı düşünüyorlardı. Bir çalışma sözlerin sırasının bütün cümleden daha önemli olabileceğini ifade etmektedir.

Bunu şu şekilde düşünün: “Bread and butter” (Ekmek ve tereyağı) ve “butter and bread” (tereyağı ve ekmek) aynı anlama sahip olsa da sadece bir tanesi doğru kelime sıralamasına sahiptir (Bread and butter).

Yapabileceğiniz şey:

Birçok kelime birden fazla anlama sahip olduğu için tek başına kelimeleri öğrenmek zor olabilir. Bir kelimeyi biliyor olmanız onu gerçekten kullanabileceğiniz anlamına gelmiyor. Bu nedenle yeni kelimeler öğrendiğinizde, dizilimlerde, cümlelerde ve sohbetlerde nasıl kullanıldığını öğrenin.

Örneğin, “retrospect” kelimesi geçmişe bakmak anlamına gelmektedir. Büyük olasılıkla öncesinde “in” kelimesi olmadan kullanıldığını hiç duymayacaksınız: “In retrospect, I shouldn’t have eaten the whole cake.” Kelimelerin nasıl gruplandırıldığını öğrenirseniz, konuşmanız dinleyenlere daha doğal gelecektir.

  1. Müzikle öğrenin

Bilim diyor ki:

Küçükken öğrendiğiniz sevimli şarkıları hatırlıyor musunuz? Annenizin ya da öğretmeninizin öğrettiği şarkıları hâlâ söyleyebildiğinize eminim. Ama o şarkıları çok uzun zaman önce öğrendiniz! Nasıl bu kadar iyi hatırlayabiliyorsunuz?

Çocukken dil öğrenmede müziğin önemli bir yeri vardır. Çocukların, sayıları ve harfleri hatırlamalarına, ünlülerin nasıl kullanıldığını ve yeni kelimeleri öğrenmelerine yardımcı olan şarkılar var. Şarkıların tekrarı ve müzik, çocukların dilin önemli kısımlarını hatırlamasına yardımcı olur.

Yetişkinler de müzikle daha kolay öğrenir. Dil becerileri genellikle çok önemli görülürken, müziğe o kadar önem verilmez. Fakat bir araştırmaya göre, hem müzik hem de dil öğrenme yöntemleri birbirine çok benzemekte olup, her ikisi de çok önemlidir! “Ba” ve “da” sesinin farklı olduğunu öğrendiğimiz gibi trompet ve piyano sesinin farklı olduğunu da öğreniriz.

Yapabileceğiniz şey:

Dil neredeyse kendi başına bir tür müziktir. Müzik ile dil becerilerini öğrenmek, öğrenmeyi daha kolay ve hızlı hale getirir. Birçoğunu YouTube’da veya FluentU’da bulabileceğiniz, İngilizce öğrenmeye yönelik pek çok şarkı vardır. Şarkıları dinleyip, birlikte söyleyin; kısa zaman sonra anadiliniz gibi konuşmaya başlayacaksınız!

İngilizceyi öğrenmenin kestirme bir yolu olmasa da bilim bazı tavsiyelerin diğerlerinden daha iyi ve daha hızlı sonuç verdiğini kanıtlamıştır.

Bilimsel çalışmalara ve deneylere göre, yukarıdaki ipuçları İngilizceyi daha iyi ve daha hızlı öğrenmenize yardımcı olacaktır.

Ve öğrenip, geliştikçe beyniniz de gelişecek!

2018-04-30T17:50:44+00:00Categories: bloglar|